Soundgarden

Soundgarden

Kuruluş ve Erken Yıllar (1984-1988)

Soundgarden, 1984 yılında Seattle, Washington’da vokalist ve baterist Chris Cornell, gitarist Kim Thayil ve basçı Hiro Yamamoto tarafından kuruldu. Grubun adı, Seattle’daki bir sanat enstalasyonu olan “A Sound Garden”dan esinlenilmiştir. Başlangıçta Cornell davul çalarken aynı zamanda vokalleri üstleniyordu, fakat kısa süre sonra Scott Sundquist gruba baterist olarak katıldı ve Cornell sadece vokale yoğunlaştı. 1986’da Sundquist’in ayrılmasıyla yerine Matt Cameron geçti ve böylece klasik Soundgarden kadrosu şekillenmeye başladı.

Grubun erken dönem müziği, punk enerjisini Black Sabbath tarzı ağır rifflerle birleştiren deneysel bir yapıya sahipti. Bu dönemde çıkardıkları “Screaming Life” (1987) ve “Fopp” (1988) adlı EP’ler, bağımsız plak şirketi Sub Pop aracılığıyla yayımlandı ve Seattle’ın yükselen alternatif sahnesinde dikkat çekmeye başladı.

İlk Albümler ve Yükseliş (1988-1991)

1988 yılında ilk uzunçalar albümleri “Ultramega OK”, SST Records etiketiyle yayımlandı. Bu albüm Soundgarden’ın sert, karanlık ve deneysel yönlerini ortaya koyuyordu. Albüm, grubun çıkışını daha geniş kitlelere taşıdı ve 1990 yılında “En İyi Metal Performansı” dalında Grammy adaylığı kazandırdı.

1989’da, büyük plak şirketi A&M Records ile anlaşma yapan Soundgarden, “Louder Than Love” adlı albümle daha agresif ve ticari bir ses elde etti. Bu albümle birlikte grup artık sadece yerel bir başarı değil, ulusal bir dikkat odağı haline gelmişti. Ancak kısa süre sonra basçı Hiro Yamamoto gruptan ayrıldı ve yerine Ben Shepherd geldi. Shepherd’ın gelişi, grubun müzikal yapısında derin bir değişimi beraberinde getirdi.

Grunge’ın Zirvesi: Badmotorfinger ve Superunknown (1991-1996)

1991’de yayımlanan “Badmotorfinger”, Soundgarden’ın kariyerinde büyük bir sıçrama noktası oldu. “Rusty Cage”, “Outshined” ve “Jesus Christ Pose” gibi parçalar, grubun hem müzikal hem de lirik olarak daha olgunlaştığını gösterdi. Grunge patlamasının yaşandığı bu dönemde, Nirvana’nın “Nevermind” albümünün başarısı, Soundgarden gibi grupların da önünü açtı.

1994’te gelen “Superunknown”, hem eleştirmenlerden büyük övgü aldı hem de ticari anlamda devasa bir başarı elde etti. Albüm, Billboard 200 listesinde 1 numaraya yerleşti ve 5 milyondan fazla sattı. “Black Hole Sun”, “Spoonman”, “Fell on Black Days” ve “The Day I Tried to Live” gibi parçalar, alternatif rock’ın başyapıtları arasında yer aldı. “Black Hole Sun” hem MTV’de yoğun şekilde döndü hem de grubun Grammy kazanmasına vesile oldu.

Superunknown, Soundgarden’ın en deneysel albümlerinden biriydi. Psychedelic rock, doom metal ve progresif rock etkileriyle bezeli bu albüm, grubun sadece grunge değil, genel rock tarihinde de iz bıraktığını kanıtladı.

Soundgarden + Superunknown + Album
Superunknown

Dağılma ve Sessizlik (1997-2009)

1996’da yayımlanan “Down on the Upside”, önceki albüme göre daha az sert, daha melodik bir yapıdaydı. “Pretty Noose”, “Blow Up the Outside World” ve “Burden in My Hand” gibi parçalar yine dikkat çekse de albümün prodüksiyon süreci gergin geçmişti. Grup içindeki yaratıcı farklılıklar ve yorucu turneler nedeniyle 1997’de Soundgarden dağıldı.

Chris Cornell solo kariyerine ağırlık verdi ve 2001’de Audioslave’i kurarak Tom Morello (Rage Against the Machine) ile yeni bir başarıya imza attı. Ancak Soundgarden hayranları için grubun eksikliği her zaman hissedildi.

Yeniden Doğuş ve Chris Cornell’in Vefatı (2010-2017)

2010 yılında Soundgarden’ın yeniden birleştiği haberi büyük heyecan yarattı. 2012 yılında yayımladıkları “King Animal”, eski Soundgarden ruhunu modern prodüksiyonla harmanlayan bir albüm olarak öne çıktı. Eleştirmenlerden genellikle olumlu yorumlar alan albüm, grubun hala yaratıcı güce sahip olduğunu kanıtladı.

Ne yazık ki bu yeniden doğuş uzun sürmedi. 17 Mayıs 2017 tarihinde Chris Cornell, Detroit’te verdikleri bir konserin ardından hayatını kaybetti. Ölüm haberi müzik dünyasını derinden sarstı. Resmi olarak intihar olarak açıklanan ölüm, hayranlarını ve müzik dünyasını yasa boğdu. Cornell’in vokal yeteneği, söz yazarlığı ve karizması, Soundgarden’ın kalbini oluşturuyordu.

Miras ve Etkisi

Soundgarden, grunge müziğin öncülerinden biri olmanın ötesinde, alternatif rock ve metal türlerinin sınırlarını zorlayan bir grup olarak tarihe geçti. Teknik olarak karmaşık riff yapıları, alışılmadık zaman ölçüleri (örneğin “Spoonman” parçasındaki 7/4’lük ölçü), şiirsel sözler ve Cornell’in benzersiz vokaliyle sadece dönemin değil, tüm zamanların en yaratıcı rock gruplarından biri oldular.

Kim Thayil’in gitar çalışı, klasik rock’tan doom metale uzanan geniş bir yelpazeyi kapsarken, Matt Cameron’ın davulculuğu da birçok müzisyene ilham verdi. Bugün Pearl Jam, Alice in Chains, Nirvana gibi Seattle merkezli gruplarla birlikte anılsalar da Soundgarden’ın müzikal yapısı her zaman biraz daha karanlık, daha teknik ve daha sofistikeydi.

Sonuç

Soundgarden, müzikal derinliği, deneysel yaklaşımı ve sarsıcı enerjisiyle grunge sahnesinde farklı bir kulvarda ilerledi. Chris Cornell’in karanlık ve melankolik sözleri, Kim Thayil’in özgün gitar tonları ve grubun kolektif vizyonu, onları sadece 1990’ların değil, tüm rock tarihinin en önemli figürlerinden biri haline getirdi. Bugün hala “Black Hole Sun” yankılanıyor, hala “Rusty Cage” insanları harekete geçiriyor ve hala Soundgarden, tutkuyla anılıyor.

Soundgarden: Grunge’ın Derinliklerinden Yükselen Güç

Kuruluş ve Erken Yıllar (1984-1988)

Soundgarden, 1984 yılında Seattle, Washington’da vokalist ve baterist Chris Cornell, gitarist Kim Thayil ve basçı Hiro Yamamoto tarafından kuruldu. Grubun adı, Seattle’daki bir sanat enstalasyonu olan “A Sound Garden”dan esinlenilmiştir. Başlangıçta Cornell davul çalarken aynı zamanda vokalleri üstleniyordu, fakat kısa süre sonra Scott Sundquist gruba baterist olarak katıldı ve Cornell sadece vokale yoğunlaştı. 1986’da Sundquist’in ayrılmasıyla yerine Matt Cameron geçti ve böylece klasik Soundgarden kadrosu şekillenmeye başladı.

Grubun erken dönem müziği, punk enerjisini Black Sabbath tarzı ağır rifflerle birleştiren deneysel bir yapıya sahipti. Bu dönemde çıkardıkları “Screaming Life” (1987) ve “Fopp” (1988) adlı EP’ler, bağımsız plak şirketi Sub Pop aracılığıyla yayımlandı ve Seattle’ın yükselen alternatif sahnesinde dikkat çekmeye başladı.

İlk Albümler ve Yükseliş (1988-1991)

1988 yılında ilk uzunçalar albümleri “Ultramega OK”, SST Records etiketiyle yayımlandı. Bu albüm Soundgarden’ın sert, karanlık ve deneysel yönlerini ortaya koyuyordu. Albüm, grubun çıkışını daha geniş kitlelere taşıdı ve 1990 yılında “En İyi Metal Performansı” dalında Grammy adaylığı kazandırdı.

1989’da, büyük plak şirketi A&M Records ile anlaşma yapan Soundgarden, “Louder Than Love” adlı albümle daha agresif ve ticari bir ses elde etti. Bu albümle birlikte grup artık sadece yerel bir başarı değil, ulusal bir dikkat odağı haline gelmişti. Ancak kısa süre sonra basçı Hiro Yamamoto gruptan ayrıldı ve yerine Ben Shepherd geldi. Shepherd’ın gelişi, grubun müzikal yapısında derin bir değişimi beraberinde getirdi.

Grunge’ın Zirvesi: Badmotorfinger ve Superunknown (1991-1996)

1991’de yayımlanan “Badmotorfinger”, Soundgarden’ın kariyerinde büyük bir sıçrama noktası oldu. “Rusty Cage”, “Outshined” ve “Jesus Christ Pose” gibi parçalar, grubun hem müzikal hem de lirik olarak daha olgunlaştığını gösterdi. Grunge patlamasının yaşandığı bu dönemde, Nirvana’nın “Nevermind” albümünün başarısı, Soundgarden gibi grupların da önünü açtı.

1994’te gelen “Superunknown”, hem eleştirmenlerden büyük övgü aldı hem de ticari anlamda devasa bir başarı elde etti. Albüm, Billboard 200 listesinde 1 numaraya yerleşti ve 5 milyondan fazla sattı. “Black Hole Sun”, “Spoonman”, “Fell on Black Days” ve “The Day I Tried to Live” gibi parçalar, alternatif rock’ın başyapıtları arasında yer aldı. “Black Hole Sun” hem MTV’de yoğun şekilde döndü hem de grubun Grammy kazanmasına vesile oldu.

Superunknown, Soundgarden’ın en deneysel albümlerinden biriydi. Psychedelic rock, doom metal ve progresif rock etkileriyle bezeli bu albüm, grubun sadece grunge değil, genel rock tarihinde de iz bıraktığını kanıtladı.

Dağılma ve Sessizlik (1997-2009)

1996’da yayımlanan “Down on the Upside”, önceki albüme göre daha az sert, daha melodik bir yapıdaydı. “Pretty Noose”, “Blow Up the Outside World” ve “Burden in My Hand” gibi parçalar yine dikkat çekse de albümün prodüksiyon süreci gergin geçmişti. Grup içindeki yaratıcı farklılıklar ve yorucu turneler nedeniyle 1997’de Soundgarden dağıldı.

Chris Cornell solo kariyerine ağırlık verdi ve 2001’de Audioslave’i kurarak Tom Morello (Rage Against the Machine) ile yeni bir başarıya imza attı. Ancak Soundgarden hayranları için grubun eksikliği her zaman hissedildi.

Yeniden Doğuş ve Chris Cornell’in Vefatı (2010-2017)

2010 yılında Soundgarden’ın yeniden birleştiği haberi büyük heyecan yarattı. 2012 yılında yayımladıkları “King Animal”, eski Soundgarden ruhunu modern prodüksiyonla harmanlayan bir albüm olarak öne çıktı. Eleştirmenlerden genellikle olumlu yorumlar alan albüm, grubun hala yaratıcı güce sahip olduğunu kanıtladı.

Ne yazık ki bu yeniden doğuş uzun sürmedi. 17 Mayıs 2017 tarihinde Chris Cornell, Detroit’te verdikleri bir konserin ardından hayatını kaybetti. Ölüm haberi müzik dünyasını derinden sarstı. Resmi olarak intihar olarak açıklanan ölüm, hayranlarını ve müzik dünyasını yasa boğdu. Cornell’in vokal yeteneği, söz yazarlığı ve karizması, Soundgarden’ın kalbini oluşturuyordu.

Miras ve Etkisi

Soundgarden, grunge müziğin öncülerinden biri olmanın ötesinde, alternatif rock ve metal türlerinin sınırlarını zorlayan bir grup olarak tarihe geçti. Teknik olarak karmaşık riff yapıları, alışılmadık zaman ölçüleri (örneğin “Spoonman” parçasındaki 7/4’lük ölçü), şiirsel sözler ve Cornell’in benzersiz vokaliyle sadece dönemin değil, tüm zamanların en yaratıcı rock gruplarından biri oldular.

Kim Thayil’in gitar çalışı, klasik rock’tan doom metale uzanan geniş bir yelpazeyi kapsarken, Matt Cameron’ın davulculuğu da birçok müzisyene ilham verdi. Bugün Pearl Jam, Alice in Chains, Nirvana gibi Seattle merkezli gruplarla birlikte anılsalar da Soundgarden’ın müzikal yapısı her zaman biraz daha karanlık, daha teknik ve daha sofistikeydi.

Sonuç

Soundgarden, müzikal derinliği, deneysel yaklaşımı ve sarsıcı enerjisiyle grunge sahnesinde farklı bir kulvarda ilerledi. Chris Cornell’in karanlık ve melankolik sözleri, Kim Thayil’in özgün gitar tonları ve grubun kolektif vizyonu, onları sadece 1990’ların değil, tüm rock tarihinin en önemli figürlerinden biri haline getirdi. Bugün hala “Black Hole Sun” yankılanıyor, hala “Rusty Cage” insanları harekete geçiriyor ve hala Soundgarden, tutkuyla anılıyor.

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Scroll to Top
0
Düşüncelerinizi duymak isterim, lütfen yorum yapın.x